1 Haziran 2008 Pazar

Mortgage Nedir Avantajlari Faydalari

Mortgage Sistemi Püf Noktaları
Anahtar Kelimeler; Mortgage Nedir, Mortgage Brokerlığı, Mortgage avantajları

I- GİRİŞ:

Mortgage sistemi dünyanın gelişmiş ekonomilerinde konut finansmanında
kullanılan önemli araçlardan birisidir. Maalesef, ülkemizin yaklaşık 50 yıldır boğuştuğu ekonomik ,siyasal ve sosyal sorunlar yüzünden bu sistemin yadsal düzenlemelerinin bile ancak 6 Mart 2007 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5582 sayılı Konut Finansmanı Hakkında Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’la gündeme gelmesi düşündürücüdür. Söz konusu fiili durumun oluşmasında maalesef yanlış ekonomik politikalar ve popülist yaklaşımların birlikte iç içe geçtiği yolsuzluklar ve ekonomik kaynakların yanlış kullanılmasından kaynaklanan istikrarsız
ortamlar başı çekmiştir.

Mortgage ile ilgili yasal düzenlemelerin yapılmasında 59. Türkiye Cumhuriyeti hükümetini cesaretlendiren gelişmelerin başında enflasyon oranının 2003 yılından sonra tek haneli olarak seyretmesi ve büyüme oranlarının öngörülenden yüksek çıkması gelmektedir. Ama ne var ki, salt yasal düzenlemelerin yapılması ve arkasından ikincil mevzuat dedğimiz yönetmeliklerin ve yönetsel düzenlemelerin yapılması mortgage sisteminin baştan peşin hükümle başarılı olacağı yargısına ulaştıramaz.

Bu yazımızda, kamuoyunda ve yazılı, görsel basında çoğunlukla pek bahsedilmeyen sistemin püf noktalarına değinilerek objektif bir görüş açısı altında sistemin görünmeyen veya gösterilmesinde tereddüt edilen taraflarına dem vurarak değişik eleştirilerde bulunmaya çalışacağız.

II- MORTGAGE SİSTEMİ NASIL BAŞARILI OLABİLİR?

Kanımca, sistemin başarıya ulaşmasının ilk koşulu şu anda yüzde 17.5 -19
Civarında seyreden yıllık bileşik faiz oranının aşağıya çekilmesidir. Söz konusu faiz oranı % 7-10 arasında bir orana inmediği sürece mortgage sistemi kullanılarak geniş kitlelerin kira ev sahibi olmasını sağlamak saf ve iyi niyetli bir dilekten öteye gidemeyecektir. Bilinmektedir ki bu faiz oranı T.C. Merkez Bankası’nın kontrolü altında olup, belirlenen hedefler doğrultusunda yükselmekte veya düşmektedir. Ancak, sadece T.C. Merkez Bankası kendi başına bu oranı belirler demek de hatalı bir yorum olacaktır. Zira, ABD Merkez Bankası’nın son yıllarda küçük oranlarda gerçekleştirdiği
faiz artışlarının yanı sıra Çin’de Şhangay Borsası’nda gerçekleşen borsa gelişmeleri, Avrupa Birliği ile müzakere sürecindeki Türkiye’nin karşılaşacağı sorunlar, Ortadoğu’da yaşanan ve gelecekte yaşanması olası askeri ve politik riskler de bu faiz oranına doğrudan doğruya etkide bulunabilmektedir.

İlgili dışsal nitelikteki etkenlerin yanı sıra, iç etkenleri de bu kapsamda değerlendirmekte fayda bulunmaktadır. Döviz kuru ve likidite politikası ile çarpık kentleşme sorunlarının gün geçtikçe ağırlaşması ayrıca bina değerlemelerinde henüz bir güvence sistemine geçilememiş olması ayrıca bugüne kadar 2007 yılı içinde yaşanan politik gelişmelerin her gün ve her an değişebilir nitelikte olması da riskleri çoğaltmaktadır.

*Ercan ALPTÜRK-Gelirler Başkontrolörü

Kısacası, mortgage sisteminin uygulandığı ülke neresi olursa olsun ilgili ülkede kendine özgü koşullara ve renklere sahip olduğu gerçeğinden hareketle, Türk mortgage modelinin başarılı olması için öncelikle insanların bankalarda 1-2 yıl vadeli YTL mevduatı açtırma ve işletme konusunda kararlılıklarını göstermeleri ve enflasyon oranlarının yüzde onların altında uzun dönemde seyretmesi şarttır. Nitekim, bugünkü medyanın popüler yazarlarından birisi “Mortgage bir mucize değildir ve asla üzerinde işlem gördüğü piyasa şartlarından kopuk olamaz. Piyasa şartları daha iyiye doğru gelişirse sistemi de daha iyiye doğru iter. Faiz piyasada belirlenir ve Türkiye, dünya üzerindeki gelişmekte olan ülkeler üzerinde en fazla faiz veren ülke olarak kalmaya başladığı sürece, ucuz borçlanma gibi bir kavramın hayata geçmesi mümkün değildir. Bir örnek: Hazine yüzde 19 faiz verirken, yerli-yabancı bir banka veya uluslararası bir mortgage şirketi Türk halkına bu faiz altında borç verir mi?” diyerek bu konudaki somut gerçeği gözler önüne açık bir dille sermektedir

II- MORTGAGE KREDİSİ ALACAKLARA SOMUT BİR ÖNERİ:

Mortgage kredisi alacaklara veya almayı düşünenlere olayın finansal boyutunu uygulanan faiz oranları açısından örneklendirerek anlatmakta yarar olduğunu düşünüyoruz. Buna göre; ilk önce 100 bin YTL’yi 1,60 yerine 0,90 veya 0,70 ile borçlanabilirseniz, vade sonunda ne kadar fark oluşacağının hesabını ayrı ayrı iyi yapmak gerekir.

100 bin YTL’yi yüzde 1,60 faiz ile 120 ay borçlanırsanız toplamda 233 bin
YTL geri ödemek zorunluluğu bulunmaktadır. Ancak, 100 bin YTL’yi yüzde 0,90 faiz ile 120 ay vadede borçlanırsanız, toplamda 178 bin 920 YTL geri ödeme ile karşılaşırsınız. Aynı miktarı, aynı vadede yüzde 0,70 faiz ile kullanırsanız, geriye 159 bin 120 YTL ödeme gerçeği ile yüzü yüze gelinecektir.

Yukarıdaki üç farklı maddenin ayrıntısında gördüğünüz gibi “düşen faiz-artan fiyat denkleminde” göze çarpan en öenmli konu “toplam geri ödeme” kavramında gizli ve odaklıdır. Faiz düşebilir ama mortgage kredisi ile alınan ev prim yapıp borçlanılması gereken ana para da artıyorsa yapılması gereken alınacak kredi sonunda ödenecek toplam ödeme üzerinden bekleme veya hemen alma kararının verilmesi olacaktır.

III- GELECEK HÜKÜMETLERİN DİKKAT ETMESİ GEREKEN EN ÖNEMLİ KONU:

Bilindiği üzere Türkiye, genç nüfusa sahip bir ülkedir. Türkiye genç bir ülkedir. Bu yapı gelecek açısından iktidara gelecek Cumhuriyet hükümetlerinin üzerine eğilmesi gereken stratejik konuları bünyesinde barındırmaktadır.

Bu bakımdan değerlendirildiğinde, öncelikle yeni istihdam ve yeni konutlar ile birlikte yeni kentlerin ve yerleşim alanlarının kurulması ve geliştirilmesi kaçınılmaz bir görev olarak geleceğin hükümetlerinin sorumluluğundadır. Bu kapsamda genç nüfusun isteklerine cevap veremeyen hükümetlerin de istikrarlı bir çizgiye sahip olamayacağı gerçeği somut olarak önümüze çıkmaktadır.

IV-OLMAZSA OLMAZLAR:

Genç bir nüfus yapısına sahip ülkemizde insanların bugünkü ve yarınlarda taleplerine yanıt vermek için mortgage sisteminden rasyonel bir program dahilinde araç
olarak faydalanmak gereği kaçınılmaz olmuştur.

Binlerce insanın konut hayaline kısa bir sürede kavuşması ülkemizin kıt kaynakları açısından mümkün olmadığından öncelikle finansal olanakların dağılımında mümkün olduğu kadar adalet ve eşitlik ilkelerine uymakta yarar olduğu açıktır. Aksi halde, mortgage sistemi nüfusun ancak % 10’unu temsil eden mutlu bir azınlığın zenginleşme aracı olmaktan öteye gidemeyecek ayrıca kendisine ümit bağladığı orta ve alt gelir grubundaki kitleleri de içinden çıkılamayacak finansal krizlere sürükleyecektir.

Mortgage sisteminin adını başarı hanesine yazdırabilmesi için olmazsa olmazları uygulanabilir ve gerçekleştirilebilir düzeye ulaştırması gerekmektedir. Bunların başında da güçlü ve istkrarlı bir ekonomik yapının varlığı gelmektedir. Mevcut bu yapının düşük enflasyon ve düşük faizlerle desteklenmediği ölçüde bir zaman sonra sistemin temellerinin sarsılacağı ve yeni ekonomik sosyal sorunlara neden olması muhtemeldir.

Mortgage sisteminin başarıya ulaşmasında diğer olmazsa olmazlar ise sistemi
taşıyacak hukuki ve teknik altyapının sağlam temeller üzerine kurulması ve sistemin vergisel teşviklere sosyal politikalar kapsamında desteklenmesidir. 5582 sayılı Yasa ile uygulama alanına giren mortgage düzenlemelerinde yer alan vergisel teşviklerin daha çok finansmanı sağlayan taraflar açısından kolaylık sağladığı düşünüldüğünde henüz Banka ve Sigorta Muameleleri dışında tüketicileri teşvik edecek bir mekanizmanın ortada mevcut olmadığı söylenebilir. Ama, bu yakın bir zamanda sistemin oturmasıyla birlikte çözümlenecek bir ayrıntı olarak kabul edilmelidir.

V- 2007 YILINDA EKONOMİNİN FOTOĞRAFI ÜZERİNDE DEĞERLENDİRMELER VE SON DÖNEMDE MORTGAGE KREDİ TALEPLERİNDEKİ YÜKSELİŞ:

Mortgage sisteminin konut finansmanında yaygın olarak kullanılabilmesi için her şeyden önce halkın sistemi tam anlamıyla tanımasında büyük yararlar bulunmaktadır. Ancak, ne yazık ki finansal bir araç olarak sistemin yabancı kökenli adının telaffuz edilişindeki zorluklarda olduğu kadar tam olarak neyi ifade ettiği konusundaki bilinmezlikler de sistemin ilk aşamasında tereddütlere neden olmaktadır.

İpoteğe dayalı konut finansman sistemi mortgage’ın yasallaşmasıyla birlikte, konut kredilerinde önemli bir artış yaşanmaktadır. Yasa’nın ardından ilk bir ayda kullanılan mortgage kredisi 900 milyon YTL’ye ulaşmış olup, şimdi bu rakamın yıl sonunda 30 milyar YTL’ye ulaşması beklenmektedir. 2006 yılında satılan toplam 1 milyon 377 bin adet konutun 345 bini konut kredisi kullanımı ile satılmıştır. Ancak, 2006 yılından sonra bu oran tüketicin talebiyle birlikte yüzde 25’lere ulaşmıştır




2007 yılında ekonominin fotoğrafını çektiğimizde karşımıza çıkan ilk somut gerçeklik, enflasyonun son 37 yılın en düşük oranlarında seyretmesi ve beş yıl üst üste yaşanan ekonomik büyümenin varlığıdır. Türkiye, Avrupa’nın en büyük 7. ekonomisi, dünyanın da ilk 20 ekonomisine sahip bir ülke düzeyine ulaşmıştır. Müteahhitlik firmalarımızın evransel çapta toplam 75 milyar dolarlık bir proje hacmine ulaşmasının yanı sıra ihracatımızın % 90’ının sanayi ürünleri olması dikkat çeken bir gelişmedir.

Türkiye, 21. yüzyılda bulunduğu coğrafyanın en dinamik ve değişime en açık ülkesi haline gelmiştir. Bu ortamda, inşaat sektörünün gösterdiği ivmeyle birlikte ekonominin sürükleyici lokomotifi özelliğini taşıması iyi değerlendirilmelidir. İnşaat sektörü kendisinden ayrı olarak yaklaşık 200 ‘den fazla sektörü de peşi sıra sürükleyecek ve tetikleyecek bir güce sahiptir. İstihdamdaki sorunların çözülmesinde ve kentleşme politikalarının yaşama geçirilmesinden inşaat sektörünün katkıları göz ardı edilemez.

Bu noktada, ekonomi ile ilgili olarak uyarılarda bulunmak yararlı olacaktır.
Özelleştirmelerden vazgeçilmemeli, özelleştirme hamlelerine ideolojik yaklaşımlarla set çekilmemeli ama kar eden şirketleri satıp kurtulma anlayışından da vazgeçilmelidir. Şu
unutulmamalıdır ki küresel sermayeyi engellemek övünülecek bir girişim olamaz, takdir edilecek girişim küresel sermayeyi kalıcı tesis olarak ülkeye çekmek ve istihdamı artırmak, ekonomiyi büyütmektir. Küresel sermayeye tüm iç kaynakların boşaltılması tehlike arz etmektedir ama bunun bütünüyle körü körüne teslimiyetçilikten çok elde edilecek artılara doğru yönlendirmeyle çözülmesi mümkündür. Hem küresel sermaye teşvik edilmeli hem de yerel rekabet geliştirilmelidir.

Korumacılık kaldırılmalı, girişimcilik desteklenmelidir. Bürokrasinin çıkardığı engellerin aşılması öncelikle bizzat bürokrasinin sorunlarını çözmekle mümkün olacağından iş yaptırmaz anlayışından süratle çıkarılarak çağdaş devlet mekanizmasının tüm işlerliğiyle çalıştırılmasını sağlamak ana hedef olmalıdır. Bürokrasi engelleyici özelliğinden çok teşvik edici ve sürükleyici özelliğiyle anılmalı ve bu yapı desteklenmelidir. Yeniliklere açık bir ekonomik yapının yaşatılması ve kurumsallaşmanın geliştirilmesi ülkemizin ileriye doğru yürümesinde dikkate değer kapılardan birini oluşturmaktadır.

VI- MORTGAGE SİSTEMİNİN BAŞARILI OLMASI İÇİN İNŞAAT SEKTÖRÜNÜN SORUNLARI ÇÖZÜLMELİDİR:

Bugün Türkiye’de inşaat sektöründe gerek devlet ve gerekse özel kuruluşlar açısından bir strateji ve vizyon eksikliği en önemli sorun olarak öne çıkmaktadır. AB’ye giriş sürecinde, bu strateji yoksunluğu ve plansızlık durumu, halen toplam nüfusun %35 ila 40’ını oluşturan tarımsal nüfusun da kentlere göç etmesiyle kentsel yapılaşma problemlerini artıracaktır.

Müteahhitlik mesleğinin prestij kaybı önemli bir sorun olarak güncelliğini devam ettirmektedir..Mevcut yasalara göre Maliye, Ticaret ve Sanayi Odası’na kayıt yaptıran herkes müteahhitlik yapabilmekte, başkaca hiçbir teknik yeterlilik, bilgi, eğitim ve teknik deneyim aranmamaktadır. Bu durum inşaat sektöründe tekniğine uymayan kalitesiz yapı ve haksız rekabete sebep olmaktadır.

İnşaat sektöründeki harçlar ve vergiler inşaat sektörünün önünü tıkamaktadır. Ruhsat alınması, inşaat süresi ve inşaatın bitirilip kullanma izni alınması sırasında çeşitli sayıda ve önemli miktarda harç alınmaktadır. Harç veya vergi tahsil edilirken, değişik kurumlarca değişik kriterler kullanılmaktadır. Ruhsat alma ve inşaata başlamak için çok sayıda evrak ve imza gerekmekte, bürokrasinin çokluğu zaman kaybına sebep olmaktadır.

Enflasyonun tek haneli rakamlara indiği bir ortamda bazı malzemelerde yaşanan fiyat istikrarsızlıkları maliyetlerin düşeceği yerde artmasına dönük problemlere sebep olmakta, fiyat artışları yaratmaktadır. Büyük projelerin ve kamu kurum ve kuruluşlarının projelerinin, siyasi yandaşlık ve oy toplama, adam kayırma düşüncesi ile serbest rekabete açılmadan ihale edilmesi, sektörü haksız rekabet ortamına sürüklemektedir ki bu durum telafisi mümkün olmayan zararlara yol açabilmekte, devletin ve milletin kaynakları eritilmektedir.

Uzun bir dönem boyunca inşaat sektörü kalifiye eleman sıkıntısı çekmekte olup, meslek liseleri sektörün ihtiyaç duyduğu ara elemanları yetiştirmekten uzaktır. Mevcut yapı stokları ve yarım kalan inşaatlar sektörün önünü kesmiştir. Devlet ihalelerinin yerelden yapılmaması ve yeterli fizibilite çalışmaları yapılmadan ve finansmanı ayrılmadan yapılan yatırımlar sektöre zarar vermektedir. Ürün denetiminin AB standartlarına göre yapılmaması ve tüm inşaatların başlangıcından sonuna kadar AB standartlarına uygun denetlenmemesi, AB’ye uyum sürecinde haksız rekabet ve kalitesiz yapılanmaya sebebiyet vermektedir. Aslında inşaat sektörünün sorunları bu makalenin bir bölümüne yerleştirilebilecek kadar küçük çaplı bir mesele olarak görülmemelidir. İnşaat sektörünün sorunlarının çözüldükçe ,inşaat yapı kalitesinin ve gayrimenkul değerlemeleri açısından milli servetin de artacağı gerçeği hiçbir zaman unutulmamalıdır. Kısacası, inşaat sektörü kaptıkaçtı sektörü veya yalın bir ifadeyle hırsızlık ve yağmalama sektörü olamaz.

VII-SONUÇ:

Mortgage kredi sistemi dar gelirlilerin ev sahibi olması için getirilmiş bir sistem gibi gösterilse de asıl olarak finans sektörüne ek mali araç sağlanmasının bir aracıdır. Bu araç, gayrimenkullerin ipoteklerinin menkul kıymet (tahvil, bono, fon) haline getirilmesi ve ihracı ile ikincil piyasalarda geliştirilmektedir.

Mortgage sisteminin toplumun büyük bir kısmına hitap edebilmesi kısa vadede mümkün görünmemektedir. Her ne kadar yasal düzenlemelerin çıkarılmış olması ve yönetsel düzeyde hazırlıkların devam etmesi olumlu işaretler olarak algılansa da asıl gereksinim duyulan konular; devletin yeterli sayıda arsa üretimini sağlayarak, sistemden yararlanacak olan kitlelerin alım gücüyle doğru orantılı olarak alternatiflerin çoğaltılması ve finansal kriz tehlikelerini önlemeye yönelik olarak doğru kredilendirme
politikalarının uygulanması olacaktır. Orta vadede milli gelirin artışına paralel olarak satın alma gücünde gerçekleşecek artışların doğru yönlendirmelerle mortgage sistemine dahil edilmesi hem kredi hacminin artırılmasına neden olacak hem de ekonominin büyütülmesinde önemli bir paya sahip olacaktır.
Mortgage Eğitimi, Dünyada Mortgage Sistemi, Mortgage Ne Demek

0 yorum: