KONUT EDİNİMİNDE ALTERNATİF FİNANSMAN YÖNTEMİ: MORTGAGE
Anahtar kelimeler; mortgage nedir, mortgage hakkında bilgi
I-GİRİŞ:
Türkiye, dünyanın en kalabalık 20 ülkesinden biridir ve nüfus artış hızı dünya nüfus artış hızı ortalamasının üstündedir. Ülkemizin 2000-2025 yılları arasında toplam nüfus artış hızının % 22 olacağı, konut sahipliği ihtiyacının odak noktası olan 20-59 yaş aralığındaki artış tahminin ise % 40 olacağı tahmin edilmektedir.
Türkiye ekonomisinde yaşanan gelişmeler, gayrimenkul sektörünü doğrudan etkilemiştir. Düşen enflasyon oranı, faizlerde de düşüş yaşanmasına yol açmış bunun sonucunda düşen faizler karşısında yüksek faiz beklentisi ortadan kalkmıştır. Yatırımcılar için dövizin tercih nedeni olmaktan çıkmasıyla birlikte, gayrimenkul rant beklentisi yaygınlaşmış, bankalardaki mevduata garanti sınırlamasının getirilmesiyle de gayrimenkule dönüş hızlanmıştır. Konut alımlarındaki artışın önemli tetikleyiciliğini ise artan güven ortamının yanı sıra düşen enflasyon ve kredi faizleri yapmıştır. Türk konut piyasası, bugüne kadar hem konut üretimi hem de finansman piyasası tarafından yeterli bir kurumsal altyapıya kavuşamamıştır. Mortgage sistemi ile birlikte ilk önce bu altyapıyı kurmak hedeflenmiştir.
Konut ve ticari taşınmaz finansmanında asıl olan uzun vadeli yatırımdır. Oysa, Türkiye'de geçmişte yaşanan enflasyonist ortamda uzun vadeli yatırım imkanı son derece kısıtlı olmuştur.Türkiye'de mevcut ipotek kredisi ile konut finansman sisteminde, süreklilik arz eden kredi tipleri yerleşememiştir. Çok uzun yıllar ipotek bankacılığı tekelini yürüten Emlak Bankası düzenli, kendi kendini besleyen bir sisteme dayanmaksızın faaliyet görmeye çalışmış, SSK, Bağ-Kur, Oyak gibi sosyal güvenlik kurumlarının güçleri sınırlı kalmıştır. Kamu Konut Fonu sonra Toplu Konut Fonu dayandıkları sistemin zafiyeti yüzde nedeniyle arzu edilen etkinlik seviyesine ulaşamamışlardır. Tercih edilecek finansman sisteminde ihtiyacı duyulan ve mevcutların da beklenilen etkinlik düzeyine ulaşamadığı yeddiemin, garantör, derecelendirme, ipotek bankaları gibi kurumların etkinliklerinin artması teşvik edilmelidir.
Türk bankacılık sektörünün yapısal sorunları arasında istikrarsız ekonomik ortam, özkaynak yetersizlikleri, küçük ölçekli bankacılık yapısı, kamu bankalarının belirli bir döneme kadar hakimiyeti, aktiflerin zayıf olması ve yetersiz iç denetimin varlığı baş rolde bulunmuştur. Dolayısıyla, sektör asli işlevlerini yerine getirmekte zorlanmış, krizlere, piyasa ve kredi risklerine aşırı duyarlı hale gelmiştir. Kasım 2000 ve Şubat 2001 krizleri sonucunda; faiz oranları yükselmiş, Türk Lirası değer kaybetmiş ve reel ekonomi adeta tıkanmıştır. Sonuçta; sektörde vade uyumsuzluğundan kaynaklanan fonlama zararları oluşmuş, menkul kıymet portföyleri değer yitirmiş açık pozisyon kambiyo zararları bankaların mali yapısını tahrip etmiştir. Son tahlilde, acı sonuç ise özkaynakların erimesidir. Yeniden Yapılandırma Programı ile sektöre mali aracılık fonksiyonuna odaklanmış, iç ve dış şoklara dayanıklı ve uluslararası ölçekte rekabet edebilir bir bankacılık sektörüne geçişi sağlamak amacını yürütme misyonu sağlanmıştır. Bankacılık sektörünün mali ve operasyonel olarak yeniden yapılandırılmasıyla; kamu bankalarının yeniden yapılandırılması, mali bünyesi zayıflayan bankaların TMSF’ye alınarak çözümlenmesi, özel bankalarının güçlendirilmesi hedeflenmiştir. Gözetim ve denetim çerçevesini güçlendirici ve sektörde etkinliği artırıcı düzenlemelerin hayata geçirilmesi de tüm bu hedeflerle birlikte yürütülmesi gereken bir etkinlik olarak kabul edilebilir.
*Ercan ALPTÜRK- Gelirler Başkontrolörü
2005 yılında konut kredisi kullanan kişi sayısı 250 bine çıkmış, konut kredi portföyü ise 12 milyar YTL’yi aşmıştır. Krediyle ev sahibi olanların yüzde 60’ını İstanbul’da yaşayan tüketiciler oluşturmuştur. 2005 yılının tamamında İstanbul’da yaklaşık 800 bin kiracıdan 75 bin kişi konut kredisi ile ev sahibi olmuşsa da bankaların verilerine bakıldığında konut kredisi kullananların büyük bölümünün üst gelir grubundaki tüketiciler olduğu anlaşılmaktadır.
Son dönemde konut kredilerinin hızlı bir artış eğilimi içinde olduğunu, ancak AB ülkeleri ile karşılaştırıldığında bu kredilerin GSMH'ye oranının çok düşük bir düzeydedir. Türkiye'de son dönemde kredi stoğu büyümüş ve çeşitlenmiştir. Kredi stokunun GSMH'ye oranı yüzde 18'den yüzde 28'e yükselmiş, bu artışta tüketici kredileri ve konut kredilerinin önemli bir rolü olmuştur. 2006 yılında konut sektörü değerlendirildiğinde; vatandaşların bankalara ve konut üreticilerine, yatırımcı kamu kuruluşlarının ise müteahhitlere borçlandığı gözlemlenmektedir. 2006 yılının ilk çeyreğinde görülen büyümenin ekseriyetle 2004 ve 2005 yıllarından gelen projelerden kaynaklandığı dikkate alındığında aslında belirgin ölçüde hissedilen bir yavaşlamanın başlandığı söylenebilir. 2006 yılı Mayıs ve Haziran aylarında finansal piyasalarda yaşanan dalgalanmalar ise konut talebinde önemli düzeyde duraklamaya sebebiyet vermiştir.
Konut sektörünün sağlıklı yapılanmasında bankacılık sektörü önemli ölçüde etkide bulunacaktır. Her şeyden önce, konut sektörü mortgage sistemi ile tanıştıktan sonra ipoteğe dayalı menkul kıymetleştirme mekanizması ile karşılaşacağından uluslararası sermaye piyasalarından sağlanacak kaynakların yaratılması önem arz etmektedir. Bununla bağlantılı olarak, konut edinmek isteyenlere sunulacak kredilerin standardizasyonuna yönelik çalışmaların hızlandırılması bir gereklilik haline gelecektir. Bu noktada bankacılık sistem altyapısının mortgage sistemini yatırımcılar için sorgulanabilir ve takip edilebilir şeffaflığa kavuşturması gündeme gelmektedir.
Bankacılık sisteminin mortgage ile birlikte refinansman olanaklarını arttırması ve yeni konut alımlarına yönelik olarak aracılık faaliyetlerini genişletmeleri beklenmektedir. Bankacılık sektörü, yakın zamanda finansman yönünden destek vererek aynı zamanda konut piyasasında arz talep dengesizliğini giderecek çözüm yollarını bulacaktır.
II- MORTGAGE NEDİR?
Gage” (Alman Hukuku) sözcüğü verilen bir sözün karşılığında bırakılan teminat veya depozit (ABD’deki pawn shops örneği gibi) “mort” (Fransızca) sözcüğü de “ölü”veya “taşınmaz” anlamındadır.
Kısacası, mortgage bir taşınmazın alınan borç karşılığı depozit, ipotek veya rehin olarak verilmesidir. İşlevi ise, finansman ihtiyacı olan konut alıcıları ile ellerindeki fonları uzun vadeli değerlendirmek isteyen fon sahiplerini bir araya getirmektir. Bugüne kadar, “Mortgage” sisteminin Türkiye’de uygulanamamış olmasının çeşitli nedenleri mevcuttur. Bunların başında ise üç ana neden sayılabilir.
Birincisi, birkaç yıl öncesine kadar Hazine kağıtlarındaki faiz oranlarının yüksek olması ve bütçe açığı yüzünden bankaların gayrimenkul alımı ya yatırımı yerine hükümetlere borç para vermeyi tercih etmeleridir. İkinci ana neden, kamu bankalarının hükümet politikaları doğrultusunda para yardımı yapmaları, üçüncü neden ise özel sektör bankaları ile endüstriyel holdinglerin kendi gruplarına yönelik faaliyetleri finanse etmek yönünde karar almaları sonucunda ipotek işlerine soğuk bakmalarından kaynaklanan sermaye boşluğudur.
Mortgage sisteminin Türkiye’de başarılı olabilmesi için, enflasyonun yüzde 10’ların altında hatta ideal olarak yüzde 2-3 civarında seyretmesi gerekmektedir. Çünkü, yabancı para üzerinden yapılacak uygulamaların ancak kısıtlı bir kesime ulaşacağı bellidir. Bu noktada ipoteğe dayalı finansman modellerinin vergi avantajı yaratması ve yatırım unsuru olarak teşvik edilmesi beklenmektedir. Herkesin vergisini düzenli olarak ödediği ve enflasyon nedeniyle paranın erimediği bir ekonomik yapının yaşatılması ve sürdürülmesi de bu sistemin başarıya ulaşmasında gerekli altyapıyı sağlayacak itici güçleri temsil etmektedir.
Mortgage sisteminin başarıyla yürütülebilmesi için;
a- Makro ekonomik koşulların belirli bir istikrar çizgisine sahip olması,
b- İpoteklerin hızlı bir şekilde tesis edilebilmesi,
c- Tapu kayıtlarının güvenilir ve erişilebilir olması,
d- Borç ödemelerinde sıkıntıya düşülmesi halinde takip sürecinin iyi işlemesi,
e- Gayrimenkullerin değerlerinin tespit edilmesinde standartların oluşturulması,
f- Alacakların menkul kıymetleştirilmesini sağlayacak sermaye piyasası kurumlarının ve araçlarının oluşturulması,
g- Kredi talep edenlere kaynak sağlanması,
h- Vergisel teşviklerin sisteme dahil edilmesi
gerekmektedir.
III- MORTGAGE KREDİSİNİN ÖZELLİKLERİ:
Mortgage sisteminde vade ve faizler piyasada belirlenmektedir. Sabit faiz ve değişken faizli kredi imkanları sunulmaktadır. Tüm dünya uygulamalarında bu sistemden imarlı binaların yararlanması hedeflenmiştir. Sisteme ancak belirli bir miktarda peşin para ile girilmesi gerekmektedir.
Bu sistem sayesinde, sadece konut finansmanına yönelik olmak kaydıyla, sabit faizle borçlandırma zorunluluğu kalkacak ve değişken faizle borç verilmesi sonucunda, bankaların risk yönetiminin yanısıra vatandaşın geri ödemeleri de vadelerin uzaması nedeniyle kolaylaşacaktır. Faiz oranının sabit belirlenmesi halinde, sözleşmede başlangıçta belirlenen oran her iki tarafın rızası dışında değiştirilemeyecektir.
Konut kredileri mortgage denen finansal araçlar aynı hazine bonolarında olduğu gibi ikincil piyasalarda el değiştirebilen menkul kıymetlerdir. Bir banka çeşitli kaynaklardan elde ettiği (mevduat, sendikasyon kredileri v.b) tasarrufları ve uygun fiyatla elde ettiği kredileri konut sahibi olmak isteyenlere kredi olarak vermekte, bu krediye ait pazarlama, gayrimenkul değerleme (ekspertiz) , ipotek tesisi, sigorta ve ödeme gibi hizmetler bankaca müşteriye sunulmakta, tüm bu müşterilere verilen konut kredilerinin teminatını teşkil etmek üzere aldığı ipotekleri menkulleştirerek Merkezi İpotek Kuruluşu gibi kuruluşlara üzerine bir miktar kar marjı ile satmaktadır.
Evrensel boyutta değerlendirildiğinde, mortgage uygulandığı tüm ülkelerde büyük bir pazar meydana getirmiştir. Sistem bankacılık açısından pek çok olanaklar sunmakla beraber, dünya çapında verilen bireysel kredilerin üçte birinin mortgage kredilerinden oluştuğu bir gerçektir. Türkiye açısından olaya bakıldığında; mevcut konut kredilerinin Gayrisafi Milli Hasıla’ya oranının yüzde 4 civarında seyrettiği ve bu oranın diğer ülkelerle karşılaştırıldığında oldukça düşük olduğu sonucuna varılabilir. Türkiye açısından temel sorun arzın yetersizliği noktasındaki yoğunlaşmadır. Gelecek 5 yıl içerisinde konut kredilerinin GSMH’ye oranının yüzde 20’lere çıkması ümit edilmektedir. Sistemin işlemesiyle birlikte, rekabetin artacağı piyasada yeni ürünlerin de gündeme gelmesi kaçınılmazdır. Bu durumda, konut talebinde bulunanların geniş bir seçenekle karşılaşması mümkün olacaktır. Fakat, kaliteli ve kredilendirmeye uygun konutlar üretilmediği takdirde sistemin sağlıklı olarak gerçekleşmeyecektir.
IV- 5582 SAYILI MORTGAGE YASASI İLE GÜNDEME GELEN YENİ FONLAR VE KURUMLAR:
06.03.2007 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Mortgage Yasası ile gündeme yeni fonlar ve kurumlar gelmiştir. Söz konusu yeni organizasyonlar aşağıda ayrıntılı olarak açıklanmıştır.
Konut Finansman Fonu, konut alımı, konutların yenilenmesi ve geliştirilmesi amacıyla kredi kullanımı, finansal kiralama ve benzeri finansal işlemlerden kaynaklanan alacakların menkul kıymetleştirilmesi amacıyla çıkarılan katılma belgeleri karşılığında toplanan paralarla , belge sahipleri hesabına inançlı mülkiyet esaslarına göre oluşturulan mal varlığıdır.
Konut Finansman Fonu, borçlanma yoluyla kredi temini ve bu kredilerin birincil kredi verenlere aktarılmasını sağlayacaktır. Ayrıca, birincil kredi verenlerden ilgili alacakların devralınması ve bu alacakların portföyde tutulması veya saklanması, ipotek teminatlı alacaklara dayalı bonolar (VDMK) aracılığıyla menkul kıymetleştirilmesi ya da ipoteğe dayalı menkul kıymetler (ipotek fonları) aracılığıyla menkul kıymetleştirilmesi işlevine de sahip bulunmaktadır. Tüm bu işlevlerin yanı sıra Konut Finansman Fonu garanti sağlama özelliğine de haizdir.
Yasa ile, bankalar “ Konut Finansmanı Kuruluşu” tanımına girmiştir. Bankalar, fon temin edebilecekleri yeni olanaklara sahip olmuştur. Bu yeni olanaklar, konuta dayalı olarak fon ve tahvil ihraç etme ve ipotek finansmanı kuruluşu kurabilme şeklinde gerçekleşecektir. Konut Finansmanı Fonu, tüketiciler ve Konut Finansmanı Kuruluşları’ndan gelen fon akımlarını toplamakta, yatırımcılara aktarmaktadır. Bir şekilde köprü rolünü üstlenen Konut Finansman Fonu’nun, yatırımcılar ile ilişkisi sadece fon aktarımından ibaret olmayıp aynı zamanda menkul kıymet akımını da içermektedir. Aktifinde konut kredisi alacakları olan Konut Finansman Fonu’nun ihraç edeceği menkul kıymetleri satın alan yatırımcılar kredilerin nakit akımlarına da ortak olmaktadırlar. Dünya üzerinde gerçekleştirilen mortgage uygulamalarında, kredilerden kaynaklanan alacakların ayrı bir mal varlığı olan Konut Finansman Fonu’na temliki ve banka bilançosundan çıkarılması bir mekanizma olarak kullanılmaktadır.
Konut Finansmanı Fonu’nun aktifinde konut kredisi alacakları, pasifinde ise menkul kıymetler yer almaktadır. Pasifte bulunan menkul kıymetler kapsamında garantörler ve yatırımcılar bulunurken, aktifte yer alan konut kredisi alacaklarına ilişkin olarak kurumsal düzeyde bir Kayıt Kuruluşu bulunmaktadır. Garantörler, menkul kıymetlerin ana para ve faiz ödemelerinin taşımakta olduğu risklere karşı kurucu veya üçüncü kuruluşlardan garanti sağlamaktadırlar. Pasifte bulunan menkul kıymetler, farklı sınıflarda olmakta ve farklı hakları içermektedir. Farklı sınıflarda yer alan menkul kıymetler, farklı kredi derecelerine sahiptirler.
5582 sayılı Yasa ile gündeme gelen yeniliklerden birisi de Varlık Finansman Fonu’dur. Varlık Finansman Fonu, ihraç ettiği sermaye piyasası araçları karşılığında toplanan paralarla, sermaye piyasası araçları sahipleri hesabına oluşturulan mal varlığı olarak tanımlanmaktadır. Varlık finansmanı fonu portföylerine alınabilecek varlıklar SPK tarafından belirlenecektir. Fon; ihraç edilen varlığa dayalı menkul kıymetler karşılığında toplanan paralarla, varlığa dayalı menkul kıymet sahipleri hesabına inançlı mülkiyet esaslarına göre oluşturulan mal varlığı olarak tarif edilmiştir.
Yatırımcı Koruma Fonu ise, konut finansmanı ve ipotek teminatlı menkul kıymetlerin tedrici tasfiye işlemlerini yürütecektir.
İpotek Finans Kuruluşu, Sermaye Piyasası Kanunu’nda yer alan ve konut finansmanının temel fonksiyonlarını yürütecek bir anonim şirket olarak öngörülmüştür. Bankalar ve finansal kuruluşlar, almış oldukları ipotekleri İpotek Finansman Kuruluşu’na devredeceklerdir. İpotek Finans Kuruluşu’nun yüzde 49’u devlete, yüzde 51’i özel sektöre ait olacaktır.
İpotek finans kuruluşları, konut finansmanından doğan alacakların devralınması, devredilmesiyle, münhasıran bu işlerle ve bu şekildeki alacakların, alacaklardan oluşan varlıkların yönetilmesiyle ilgili olarak faaliyette bulunmak üzere kurulacaktır. Bunların ödenmiş sermayeleri kalkınma ve yatırım bankaları düzeyinde olacaktır. Aynı şekilde, kurucularının sahip olacakları nitelikler, yönetim kurulu üyeleri Bankacılık Kanunu'na tabi olacaktır. Bu ipotek finans kuruluşları, konut finansman sisteminin işleyişinde tüketiciyle uzun vadeli fon temin eden yatırımcılar halkası arasında önemli bir yer tutmaktadır.
V- 5582 SAYILI YASA İLE VERGİ KANUNLARINDA DEĞİŞİKLİKLER:
5582 sayılı Yasa ile Gelir Vergisi Kanunu’nda yapılan değişikliklerle; Konut finansmanı fonlarını temsilen ihraç edilen ipoteğe dayalı menkul kıymetlere ve varlık finansmanı fonlarını temsilen ihraç edilen varlığa dayalı menkul kıymetlere ödenen faiz, kar payı veya benzeri gelirler Gelir Vergisi Kanunu’na göre elde eden açısından “Menkul Sermaye İradı” olarak kabul edilecek ve vergilendirilecektir.
Ayrıca, ipotekli sermaye piyasası araçları ile varlık teminatlı menkul kıymetlerden sağlanan faizler de “Menkul Sermaye İradı” olarak vergilendirilecektir. İpotek finansmanı kuruluşları ve konut finansmanı kuruluşları tarafından ihraç edilen ipotekli sermaye piyasası araçlarından elde edilen kar payı ve faiz gelirleri stopaj (kesinti) yoluyla kaynakta vergilendirilecektir.
5582 sayılı Konut Finansmanı Sistemine İlişkin Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanunu’nun 35. maddesi hükmüyle 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nda değişiklik yapılmıştır. Söz konusu değişiklik aşağıda yer almaktadır.
“MADDE 35 – 25/10/1984 tarihli ve 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 17 nci maddesinin (4) numaralı fıkrasına aşağıdaki bent eklenmiştir.
ş) 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun 38/A maddesinde tanımlanan konut finansmanı amacıyla teminat gösterilen veya ipotek konulan konutun, konut finansman kuruluşları, Toplu Konut İdaresi Başkanlığı, ipotek finansmanı kuruluşları ya da üçüncü kişilere teslimi (müzayede mahallinde yapılan satışlar dahil) ile bu şekilde alınan konutun, konut finansman kuruluşları, Toplu Konut İdaresi Başkanlığı veya ipotek finansmanı kuruluşları tarafından teslimi (müzayede mahallinde yapılan satışı dahil)."
5582 sayılı Yasa ile Damga Vergisi Kanunu’nda yapılan değişiklikle;
•
• “Sermaye piyasası araçlarının ihracına ilişkin olarak düzenlenen makbuz ve kağıtlar, konut finansmanı kuruluşlarının konut finansmanı işlemleri ve bu kuruluşların ipotekli sermaye piyasası araçları, varlık teminatlı menkul kıymetler ve varlık finansmanı fonlarını temsilen menkul kıymet ihracı ve bu ihraca konu teminatlarla ilgili olarak düzenlenen makbuz ve kağıtlar,
İpotek finansmanı kuruluşları ile konut finansmanı fonlarının kuruluş ve ipotekli sermaye piyasası araçları, varlık teminatlı menkul kıymetler ve varlık finansmanı fonlarını temsil eden menkul kıymetlerin ihracı ve ihraca konu teminatlardan kaynaklananlar dahil her türlü işlemleri ile ilgili olarak düzenlenen ve damga vergisi bu kuruluşlar veya fonlar tarafından ödenmesi gereken makbuz ve kağıtlar,
Toplu Konut İdaresi Başkanlığının menkul kıymet ihracı ve ihraca konu teminatlardan kaynaklananlar dahil her türlü işlemleri ile ilgili olarak düzenlenen ve damga vergisi bu kuruluş tarafından ödenmesi gereken makbuz ve kağıtlar.
damga vergisinden istisna edilmiştir.
İlgili Kanunla Gider Vergileri Kanunu’nda yapılan değişiklikle; Konut finansmanı kapsamında yapılan sigortalarda sözleşme ve poliçe üzerinden alınan paralar, ipotek finansmanı kuruluşlarının kuruluşlarında veya sermayelerini artırdıkları sırada çıkardıkları hisse senetlerinin itibari değerlerinin üzerinde elden çıkarılması sonucu kendi lehlerine kalan paralar ve ipotek finansmanı kuruluşlarının, konut finansmanı kuruluşlarının ve konut finansmanı fonlarının, konut finansmanı kapsamında yaptıkları tüm işlemler dolayısıyla lehe alınan paralar Banka ve Sigorta Muameleleri (BSMV) Vergisine tabi değildir.
6802 sayılı Gider Vergisi Kanunu’na göre bankaların her ne şekilde olursa olsun yapmış oldukları bütün muameleler dolayısıyla kendi lehlerine her ne nam altında olursa olsun nakden veya hesaben aldıkları paralar banka ve sigorta muameleleri vergisine tabidir. Bu çerçevede bankaların ipotek kredilerini Merkez’e devretmelerinden dolayı elde edecekleri gelirler de BSMV’ ne tabi olacaktır.
Bilindiği üzere, mevcut konut kredilerinde BSMV konut kredisi kullanan tüketicinin ödediği aylık taksitin faiz kısmının yüzde 5’i oranında alınmaktadır. Ancak BSMV, kredi vadesi süresince değişik oranlarda tahsil edilmektedir. Buna göre, ilk yıllarda ödenen taksitte faiz kısmı yüksek olduğu için, buna bağlı olarak BSMV yüksek olmakta ve bu oran kademeli olarak düşmektedir.
5582 sayılı Kanun’la Harçlar Kanunu’nda da önemli değişiklikler yapılmıştır.
Buna göre; Konut finansmanı kuruluşları ve ipotek finansmanı kuruluşları tarafından konut finansmanı kapsamında tesis olunacak ipotek işlemleri, konut finansmanı amacıyla yapılacak finansal kiralamalarda kiralanan konutların kiracıya devri ve Toplu Konut İdaresi Başkanlığı tarafından konut satışları nedeniyle tesis olunacak ipotek işlemleri için harç alınmayacaktır.
Konut finansmanından kaynaklanan alacaklar ile Toplu Konut İdaresi Başkanlığının rehinle temin edilmiş alacaklarının takibinde, ihalenin feshi talepleri ile ilgili olarak esas hakkında karar verilmesi halinde hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden Binde 54 oranında harç alınacaktır.
VI- SONUÇ:
Mortgage sistemini uygulayan ülkelerin ekonomileri incelendiğinde; sistemin başarılı bir şekilde uygulanması halinde yepyeni iş sahalarının açıldığı gözlemlenmektedir. İnşaat sektörünün ve emlak piyasasının canlanmasının doğal bir sonucu olarak geliri gayrimenkul üzerine kurulu olan sosyo-ekonomik sınıfların güçlenmesi beklenmektedir. Mortgage sisteminin 20–30 yıllık geri ödeme vadelerine dayanıyor olması nedeniyle ekonomide uzun süreli denge ve istikrar sistemin tutunabilirliği ve başarısı açısından büyük önem taşımaktadır. Mortgage sistemi ile ekonomide milyarlarca dolarlık ölü sermaye olarak değerlendirilen gayrimenkuller aktif hale gelmektedir. Konut sahibi olan kişiler bu sistemle birlikte konutlarını ipotek ettirerek yeni iş kurabilecek sermayeyi rahatlıkla temin edebilmektedirler.
İnşaat sektörü tüm dünyada ekonomilerin lokomotif sektörüdür. İnşaat sektörü salt tek başına katma değer yaratan bir sektör değildir, kendisine bağlı pek çok alt sektörü de peşinden sürükleyebilecek niteliğe sahiptir. Mortgage sisteminin oturmasıyla birlikte inşaat sektöründe de önemli dönüşümlerin gerçekleşmesi kaçınılmazdır. Deprem ve benzeri felaketler sonrasında sürekli gündeme gelen vasıfsız müteahhitlerin, bu sistemde inşaat sektöründe yer tutması oldukça zorlaşacaktır. Mevcut yasalara göre müteahhitlik yapmak için ticaret odasına bir dilekçe vermek yeterlidir. Bu noktadan sonra müteahhit elindeki maddi olanaklar çerçevesinde istediği ihaleye katılabilmektedir. İnşaat yapmak için öncelikle bir şirketin kurulması gerekmektedir. Her önüne gelen inşaat yapmamalıdır.
Türkiye'de AB'ye uyum anlamında en yakın sektör bankacılık sektörüdür. Yaşanan krizlerin ardından başarılı bir şekilde toparlanan ve son dönemde özellikle büyük ölçekli bankaların kredi ve hizmet alanlarına yönelmesiyle daha istikrarlı bir döneme girilmektedir. Böyle bir sürece girilirken sektöre yabancı talebinin önümüzdeki dönemde de devam etmesini beklenmektedir. Sektörde yabancı sermaye payının artması sayesinde daha olumlu bir rekabet ortamı hakim olacaktır. Öte yandan BDDK, banka bilançolarında enflasyon muhasebesi uygulamasına son vermiştir. Buna göre, bilançosu verimli, yüksek serbest sermayeye sahip ve bu nedenle enflasyon muhasebesi uygulamasında "net parasal zarar" elde eden bankaların karlılık performansları olumlu etkilenecektir.
Mortgage sisteminin işlerlik kazanmasıyla birlikte inşaat ve bankacılık sektöründen sonra hazır beton, seramik, tuğla, kiremit, çimento, boya, demir çelik, yapı kimyasalları, agrega, yalıtım, çatı malzemeleri, cam sektörlerinin de pozitif ivme yaşayacağı tahmin edilmektedir. Doğrudan etkilenecek bu sektörlerin yanı sıra, dolaylı olarak otomotiv, mobilya,
ev tekstili ve beyaz eşya sektörünün de etkilenmesi kaçınılmaz görünmektedir.
Şu unutulmamalıdır ki; sistem iyi uygulanmazsa, ekonomik krizlere yol açma potansiyelini de bünyesinde barındırmaktadır. 1980'li yıllarda, Amerika'da reel faizler yüzde 2'den yüzde 3'e çıkınca ortaya çıkan 500 milyar dolarlık fark, pek çok konut finansmanı kuruluşunun iflasına yol açmıştır. Son Asya krizinde en çok zarar gören Endonezya ve Tayland gibi ülkelerin ortak özelliği, bankacılık sistemlerinin büyük oranda mortgage kredisine dayalı olmasıdır. Zaten Asya krizini tetikleyen de bu sistemin çökmesi olmuştur. Bugünlerde Amerika Birleşik Devletleri’ni sarsmaya başlayan mortgage kredileri krizi ise sabit gelirli müşterilere değişken faizli mortgage kredilerinin verilmesinden kaynaklanmaktadır. Amerikan Merkez Bankası Federal Reserve Bank’ın faiz oranlarını kademeli olarak birkaç yıl yükseltmesi söz konusu kişilerin geri ödemelerinde öenmli sorunlar yaratmıştır. “Subprime mortgages “ olarak bilinen söz konusu kredilerle ilgili olarak kısa vadede pozitif gelişmelerin oluşması da beklenmektedir. Ancak, söz konusu sıkıntının Amerikan finans piyasasının yalnızca % 13’lük bir bölümü ile ilgili olsa da diğer piyasalara sıçrama olasılığı tüm yatırımcıları tedirgin etmektedir.
Ülkemizde de henüz mortgage sistemine ilişkin yasal düzenlemeler hayata geçirilmeden önce, konut fiyatlarının olağanüstü yükseldiği gözlemlenmiştir. Maalesef, mortgage Türkiye’ye gelmeden adeta sihirli değnek gibi tanıtılmıştır. Mortgage, ancak enflasyonun düştüğü ve ekonomik durumun istikrarlı olduğu bir alanda olumlu etkilere sahip olacak bir sistemdir. Aksi takdirde, bir faciaya da yol açabilir. Finansal bir kriz halinde; özellikle yabancı sermayeli bankaların ipotek altına aldığı konutları satarak ve kalan alacaklarını da Türkiye’den hazine borcu adı altında tahsil etmeleri mümkündür.
Artan kredilerin sistemik kriz dönemlerinde ekonomiye ve tüm yatırımcılara vereceği zararları en aza indirebilmek için güvence sağlayacak mekanizmaların oluşturulması gerekmektedir. Finansal kurumlar açısından konut finansmanı özünde bir kredilendirme işlemidir. Finansmanın ilk aşaması bankaların pasiflerinde bulunan kaynaklar kullanılarak gerçekleşeceğinden konut finansmanından olan alacaklar aynı zamanda risk unsuru da taşıyacaktır. Bu nedenle, bu konudaki düzenlemeler bankaların faaliyetlerinin gözetimini ve denetimini düzenleyen Bankalar Kanunu ile ilişkilendirilerek sistemin işletilmesinde Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun aktif olarak rol oynaması gerekmektedir.
Mortgage (tutsat) ile ilgili en önemli sorunlardan birini de faizlerin yüksekliği oluşturacaktır. Gelişmiş ülkelerde uygulanan tutsat sistemindekinden çok daha yüksek düzeylerde olan Türkiye finans piyasasındaki faiz oranları, enflasyonla mücadele çerçevesinde Merkez Bankası’nca önemli oranda düşürülmeyeceği en azından önümüzdeki 2008 yılı için mümkün görünmemektedir. Yasa, faiz için kredi müşterisine, sabit, değişken ve sabit-değişken karma olmak üzere üç seçenek sunmaktadır. Değişken faizde, genel faizler inip-çıktığında, kredi faizi inecek ya da düşecektir. Sabit faizde ise hiç değişmeyecektir. Tüketicinin faizde karlı ya da zararlı çıkmasını, ekonominin gidişi belirleyecektir.
Mortgage Yasası'nın işlerlik kazanmasını sağlayacak ikincil piyasa düzenlemelerinin kısa sürede hazır hale getirilmesi çok da kolay değil. Bürokrasinin en az olduğu ülkelerden biri olan Norveç'te bile Mortgage Yasası çıktıktan bir yıl sonra mevzuatların pratiğe geçebilmiştir. Yasa, ana çatıyı kurmuş, ancak içini başlangıçta boş bırakmıştır. Bu boşlukları da bilindiği gibi Merkez Bankası, SPK, BDDK gibi organizasyonu ve düzenlemeleri yapacak kurumlar doldurmaya çalışmaktadır. Gerçek anlamda ikincil piyasanın işlemesi ise 2009 yılını bulacaktır. Son dönemde düşmekte olan enflasyon ve faiz oranları, konut sorununun çağdaş finansal araçlarla çözülebilmesi konusundaki umutları artırmıştır. İpoteğe dayalı konut finansmanı sistemi, konut finansmanı sorununun serbest piyasa kuralları içerisinde sermaye piyasasından toplanan fonlar kullanılarak çözümünü ifade etmektedir. Yurtdışında uzun zamandır uygulanmakta olan bu sistemin, son yıllarda ekonomimizde yaşanan olumlu gelişmelerle birlikte artık ülkemizde de faaliyete geçirilebilmesi önemli bir gelişme olarak kabul edilmelidir.
Anahtar Kelimeler; mortgage sistemi nedir, finansman sistemi mortgage, mortgage sistemi hakkında, suprime mortgage nedir